Hani eski bir defter vardır içine her şeyini akıttığın, sakladığın. Onu rafa kaldırır saklarsın. O defterde yazanlar hiç yaşanmamış gibi, unutmuş gibi yaparsın. Aradan aylar geçer sonra, seneler… Tek bir şey olur ve o defter kendiliğinden çıkar sakladığın yerden. Üzerindeki tozlar uçuşur, sayfalar yavaşça açılır. Yaşanan her şey kendini sana ilk günkü sancısıyla hatırlatır. Sonra sen de hatırlatırsın ya kendine “Bak sen bunları yaşadın. Yerini bil lan, sana acı çektiren insanlar için kim olduğunu hatırla! Seni koydukları yerde dur işte. Bırak çabalama boşuna. Yıpratma kendini boş yere. Açma tekrar o yaraları, kanatma.”
More you might like
İnsan çok sevince beklentisiz, saf, canından verir gibi; ne olursa olsun içinden atamıyor.
Sabahın bir körü elindeki bira şişesine sarılmıştı, ayyaş. Sarılacak kimsesi yoktu çünkü.
Ya çok seviyorum. Çok. Hiçbir şey gelmiyor elimden. Göremiyorum, gidemiyorum, sarılamıyorum, dokunamıyorum. Lan içim gidiyor. Anlatılacak şey değil bu acı. En büyük acı değil ama çok büyük bir acı; beni süründürüyor, canımı çok yakıyor. Evimin tüm kapılarını açtım gelmesini bekliyorum. Gelmiyor. Bağırmak istiyorum ne kadar sevdiğimi, ne kadar özlediğimi. Bağıramıyorum. Ölüyorum sanki yavaş yavaş. İşkence mi bu? Ağlıyorum. Tek yapabildiğim bu. Ağlayarak anıları hatırlamak tek yapabildiğim. Yurdumdan sürgün yedim; kalbinden, koynundan, kollarından… N'olur al beni içeri. Al beni yine kalbine. Evime. Ben sende kayboldum. Kendimi bulamıyorum. Bir yarım hep sende. Gelirsen tamamlanacağım. Beni bir enkazdan çıkarmıştın, hatırlıyor musun? Neden tekrar bir enkaz olmama izin verdin?
“Yangınlarından geliyorum dedi adam ve yangınlara gitti, yanık.”
“Depremlerden geliyorum dedi kadın ve depremlere gitti, yıkık.”